T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
DİYARBAKIR / EĞİL - Bahşiler Köyü Türkiye Yardımsevenler Derneği Atatürk İlkokulu

Haberler

Haz

ÇEVRE KORUMA HAFTASI

(Haziran 2. hafta)

 

                  Sevgili öğrenciler!

                  İçinde bütün canlılarla birlikte yaşadığımız doğal ortama çevre denir. Nüfusun hızla artması, ormanlık alanlara binalar yapılarak ormanların bilinçsiz bir şekilde yok edilmesi, ne yazık ki doğal çevreleri bozmuş, çevre sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

                Toprak, hava, su, gürültü kirliliği çevremizi olumsuz etkilemektedir. Doğanın kendini yenileme gücü vardır. Ancak, kirlilik çok fazla olduğu için yetersiz kalmaktadır.

                Yurdumuzda çevre koruma ile ilgili pek çok kurum ve kuruluş vardır. Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, TÜBİTAK bunların başında yer alır. Çevrenin korunması için kanunlarımız da vardır. İnsanlarımıza kanunlarla, zorlamalarla çevreyi sevdirmek zor bir iştir. Çevreyi temiz tutma, koruma bilinci aile ve okul eğitimi ile mümkün olabilir. Bu konuda herkesin vatandaşlık görevlerini yerine getirmesi ve üstüne düşen her görevi severek yapması gerekmektedir.

                 Sevgili öğrenciler!

                 Sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşamak bütün canlıları hakkıdır. Öyleyse kimsenin hakkını çiğnememek ve hakkımızı çiğnetmemek için çevremizi sevelim ve koruyalım.

 

 

 

 

 

ÖZLÜ SÖZLER

 

·        Aslan yattığı yerden belli olur.

·        Kirletiyorsan şikâyet etmeye hakkın yoktur.

·        Çiçeklerin olmadığı yerde insanlar yaşayamaz.(Napoleon)

·        Sevgi, çiçek açmayan yere uğramaz.(Eflatun)

·        Sağlıklı yaşam sağlıklı çevre ile olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLMECELER

 

Canlı ama hareket etmez,           Onlar dünya güzelleri,                 

Bıraktığın yeri terk etmez.          Birleştirir sevenleri.                     

                      (Ağaç)                                    (Çiçek)                                    

 

Binlerce üyesi var,                        Çiçeklerin prensesi,

Sayısız faydası var.                       Bülbülün sevgilisi.

               (Orman)                                               (Gül)

 

 

Çukurları doldurur,                     Her çeşidi var doğada,

Balıklara yurt olur.                     Güzelliktir Dünyada.

          (Deniz – göl)                                        (Çiçek) 

 

 

 ANI

 

          Annesiyle çarşıya çıkan oğlum Alperen, eve gelince:

          - Baba, annem çok büyük bir suç işledi, dedi. Merak ettim ve sordum:

          - Nasıl bir suç işledi, anlatır mısın? Alperen:

          - Çarşıdan gelirken, yediğimiz yiyeceklerin kabuğunu çöp kutusuna değil de, kutunun yanına attı. Eşime, olayı bir de sen anlatır mısın dedim. Eşim:

          - Çöp kutusu çok dolmuştu. Ne atsan yere düşüyordu. Ben de kutunun kenarına bıraktım. Alperen doğru söylüyor ama kutu boş değildi, dedi. Alperen’e döndüm:

          - Aferin oğlum! Çevreyi kirletmek gerçekten de çok büyük bir suçtur. Hep böyle duyarlı ol! Çevreyi kirletenleri uyaralım!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇEVRE

 

Çimenlere uzanıp,                                  Baharı bir düşünsene,

Gökyüzüne dalınca,                               Ya Sonbahar’ın sarısı…

Kendimden geçiyorum, Yazın insan kaynıyor,

Papatya koklayınca.                           Denizlerin kıyısı.

 

Açmış kırmızı gelincik,                         Kış mevsiminde bile,

Ya güle ne demeli…                              Kesilmemeli ağaçlar.

İnsanlar çevresini,                                 Affedilemez asla,

Korumalı, sevmeli.                                Doğaya işlenen suçlar.

Şair: İsmail SAĞIR

 

 

 

DOKTORLAR                                                  TEMİZLİK

 

Gece gündüz çalışırlar,                                    Kirletmeyin çevremizi,

Her zorluğa alışırlar,                                        Kâğıt atarak yerlere,

Hastalara ulaşırlar,                                           Temiz tutun evinizi,

Doktor ile hemşireler.                                      Yem sunmayın sineklere.

 

Her yerde gerek onlar,                                      Sağlıklı olmanın yolu,

En güzel ilaç bunlar,                                         Temiz çevreden geçer,

Tehlikeyi duyuranlar,                                       Temiz tutmayan okulu,

Doktor ile hemşireler.                                       Mikrop eker hastalık biçer.

 

İnsanların bazıları,                                            Ülkemizin her yanı su,

Yapar korkunç kazaları,                                    Temiz olalım arkadaş,

Tamir eder azaları,                                            Unutma bu hususu,

Doktor ile hemşireler.                                       Olmak istersen sağlıklı yurttaş!

        Şair: İsmail SAĞIR                                                  Şair:   İsmail SAĞIR

 

 

 

 

 

 

May

ETİK GÜNÜ (MART 25 MAYIS)

Etik haftası ülkemizde 25 Mayıs tarihi içerisinde kutlanmaktadır.

Etik nedir?

Etik, pratik felsefenin bir konusudur. Pratik, çünkü insanların ne şekilde davranmaları gerektiğiyle ilgili somut ve kanıtsal bilgiler sunar. İyi ve kötü davranış nedir? İyi veya kötü nedir? Bu sorular kulağa biraz teorik gelebilir ama sık sık karar vermek zorunda kaldığımız durumlarla karşılaşırız, değil mi? Yolda bulduğumuz bir cüzdan bizde kalabilir mi, yoksa kayıp bürosu veya karakola mı bırakmalıyız? İzin almadan arkadaşımızın kalemini kullanabilir miyiz?

Etik ve ahlak arasındaki fark nedir?

Ahlak, içinde yaşadığımız topluma göre değişir ve genelde çoğunluk tarafından herhangi bir gerekçe gösterilemeden doğru kabul edilen değerlerin ve düşüncelerin toplamıdır. "Doğru" olduğu hissedilenler ahlaka uygun olarak kabul edilir. Ve bu durum toplumdan topluma farklılık gösterir. Buna karşılık etik, kuralları mantıklı olarak yorumlamaya çalışır. Etiği, ahlakın üzerinde yeniden düşünme olarak tanımlamak da mümkün. Bilimde ve hukuk sisteminde sadece mantıklı açıklamalar bulunduğu için de biyoahlak değil sadece biyoetik vardır.

Biyoetik terimini anlamak zordur. Fakat tedavisi bulunmayan bir hastalığa yakalananlar biyoetikle karşı karşıya gelebilirler. Doktorlar, iyileşme sağlayabilecek bir yöntemi denemeliler mi? Ya da yaşı ilerlemiş bir kadın yapay döllenmeyle çocuk sahibi olmalı mı? Ve insan, bitkileri ve hayvanları genetiğin yardımıyla ekonomik ihtiyaçlarına göre ne kadar değiştirmeli ya da değiştirmeli mi?

Yasaları hazırlayanlar uygun kuralları koyabilmek için konuyu enine boyuna tartışmak zorundalar. Kurallar çok katı olursa bilim adamları araştırmalarını sürdürmekte zorluk çekebilirler. Mesela ülkemizde kısa bir süre önce embriyonik kök hücreleriyle araştırmanın yasak olduğu açıklandı.

Fakat İngiltere’de örneğin belli kurallara uyulduğu müddetçe buna izin var. Aynı yasakla karşı karşıya kalan diğer bazı ülkelerin bilim adamları, araştırmalarına son mu veriyorlar? Hayır, bu uygulamanın serbest olduğu ülkelere giderek araştırmalarını oralarda sürdürüyorlar.

Tabii kuralları çok fazla gevşek tutmak da pek doğru olmasa gerek. Örneğin kopyalama tekniğinin uzun vadede ne gibi olumsuzlukları beraberinde getireceği henüz kesinleşmemişken insan embriyosu kopyalamak elbette ki sakıncalıdır. Ya da insan ömrünün ortalama olarak yetmiş yıl olduğu bir dünyada 60 yaşında bir kadının yapay döllenmeyle anne olması doğru mu?

Neyin doğru veya yanlış olduğuna kim karar veriyor?

İnsanlar eskiden toplumsal değerler ve doğru davranışlarla ilgili soruları yanıtlamak için genelde din kitaplarına başvuruyorlardı. Fakat özellikle de Batı ülkelerinde Immanuel Kant ve aydınlanma devrinden sonra insan bu tür soruları aklı ve zekasıyla yanıtlamaya başladı. Fakat insanların ilgi alanları ve fikirler farklı olduğu için herkesin kabul ettiği değerler aynı değildir.

Bu konuda ekonomik, bilimsel veya kişisel çıkarlar önemli bir rol oynar. İşte biyoetik konusu bu nedenle günümüzde filozoflar ve bilim insanları tarafından hararetle tartışılmakta. Tabii biyoetik hakkında kararlar vermek çok zordur.

Toplumsal değerlerin ve fikirlerin temeli genelde dine uzanmaktadır ve bunların birçoğu modern tekniğin olanaklarına ters düşmekte. Sonuçta insan, genetik sayesinde ilk kez yaşamın temelini değiştirebilecek duruma gelmiştir. Ve bu durumda da biyoetik yasaların herkesi memnun etmesi zor olacaktır.

 

Etik Günü Niçin Kutlanıyor?

25 Mayıs tarihi bütün dünyada etik günü olarak kutlanmaktadır. Bizim kültürümüze kavram ve çerçeve olarak farklı olan bu terim son yıllarda ülkemizde de önem kazanmış bulunmaktadır. Bu günün ne anlama geldiğini ve niçin kutlandığını bilmek için öncelikle kısa bir sözlük çalışması yapmak yararlı olacaktır.

Kelime anlamıyla ‘etik’ Yunanca ethos yani "töre" sözcüğünden türemiştir, özgün Yunanca kullanımı ‘Etika’dır, tıpkı politika (siyaset bilimi), poetika (şiir kuramı), gibi. Felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırt edebilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışmaktadır. Bu yönüyle, kendine ait kuralları olsa da, halen de tartışılarak gelişen bir daldır.

Farklı kelimelerle ifade edilen değişik kültürlerde etik kavramı elbette mevcuttur. Nitekim Eski Yunanda olduğu kadar Çin Uygarlığında da Etik tartışılan bir konudur. Bizim kültürümüzde ise daha çok ‘ahlak’ kavramı merkezli bir etik alanı vardır. Ancak Yunan Felsefesi Etik alanını kelime ve düşünce olarak kuramsallaştıran Felsefe olarak bilinmektedir. Nitekim Etik kavramının bütün dünyada kabul edilen ortak bir kavram olması da bunu göstermektedir.

Ancak tarihsel süreçte uygulama bakımından sistematik etik uygulamalarının Selçuklu Medeniyetinin unsurlarından olan Ahilik örgütünde görüldüğünü belirtmek gerekir. Bilindiği gibi Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu´da yaşayan Türklerin, esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma ilkeleri ve usullerini oluşturan, çok yönlü bir sosyo-ekonomik Türk kurumudur. Ahi Örgütüne üye olan esnaf ve sanatkarların uymaları gereken bir dizi ahlak ve iş kuralları vardı. Uyulmaması durumunda ağır cezalar da öngörülmüştü.

Etik alanı öylesine geniş bir konudur ki, bazen ne olduğu veya ne anlama geldiği konusunda sağlıklı bir bütünlük de sağlanamayabilir. Günümüzde farklı etik alanlar bulunmaktadır: Kürtaj, yasal ve ahlaki meseleler, Hayvan hakları, Biyoetik, İş etiği, Kriminal adalet, Çevresel etik, Feminizm, İnsan hakları, Gazetecilik etiği, Tıbbi etik, Teknolojik etik, Faydacı etik, Faydacı biyoetik, vb. Bunların yanında, farklı açılardan ele alınan etik başlıkları da söz konusudur: meta etik, normatif etik ve uygulamalı etik (yukarıda sayılanlar uygulamalı etik’in alt başlıklarıdırlar.

Yunan Felsefesinin Arapça tercümeleriyle birlikte Müslüman dünyasında da Yunan tarzı çalışmalar görülmektedir. Erdem etik’i denilen alan daha çok Müslüman dünyasında ilgi görmüş ve geliştirilmiştir.

Yakın çağda bilim ve teknolojinin ilerlemesi, devlet kurumlarının aşırı güç kazanması vb. nedenler etik ilkelerinin oluşturulması ve benimsenmesini gerekli kılmıştır. İlk uygulamalı etik değerlerin tıp, genetik, vb. alanlarda konuşulmaya başlanması ilgi çekicidir. Çünkü diğer insanların üzerinde belirli bir etkileme gücüne sahip kişi veya meslek gruplarının endi iç denetimlerinin olması zorunlu hale gelmiştir. Aksi takdirde, diğer insanlara büyük zararlar verilmesi riski saptanmıştır.

İlk önce Batı dünyasında bilgi ve gücü iç denetime kavuşturmak için etik kuralları oluşturulmaya başlanmıştır. Bu etik kuralları, bazen yasa gücünde bazen de bir meslek grubunun iç denetim ilkeleri olarak ortaya çıkmaktadır. Her iki durumda da, Etik Değerler/ kurallar bir başka insana ve topluma karşı iç sorumlulukları içermektedir.

Ancak bu alanda tam bir başarı sağlandığını söyleyebilmek zordur. Zira insanoğlunun iyi ve kötü tarafının da gelişimi sonsuzdur. Etik değerlerin hatırlatılması, bir bilinç oluşturulması için de 25 Mayıs tarihi Etik Günü olarak kabul edilmiştir.

Halen Etik değerlerin çiğnenmesi durumunda – çoğunlukla bu değerler çiğnenmektedirler- öngörülen vicdani cezalar son derece yetersizdir. Hukuki cezalar ise son derece edilgen, karmaşık ve her zaman kamu vicdanını tam tamir edici değildir. Zaman içerisinde Etik Değerlerin, bir tür Etik Yasalar haline dönüştürülmesi de sanırım bundan kaynaklanmaktadır. Fakat bu durumda da Yasaları koyan ve uygulayanların ahlaki davranmaları ihtiyacı yok mudur?

Bu gün dolayısıyla – veya alan uzmanlığı itibarıyla- araştırma yapanların Etik /İnsan ilişkisi ve Ahlak üzerinde de durmaları bu yüzden bir gerekliliktir. Zira Yunan Felsefesi ve Batı Uygarlığı, kuramsal ve hukuki açıdan çok gelişmiş olmakla birlikte, insan öğesine yeterli değeri verebilmiş değildir. Bizim kültürümüzdeki ve inancımızdaki ahlak anlayışı ise hala tarihin derinliklerinden tam olarak bugüne taşınabilmiş değildir.

ETİK HAFTASI ÜZERİNE

Dünya değerlere koşuyor. Kimileri değerleri metada bulurken kimileri de onu gönüllerde buluyor. İnsan değerlere koşuyor. Bu koşuş iyi ve kötünün mücadelesi, bu koşuş iyide kişinin kendisini bulması, bu koşuş maddiyatın asıl değerine kavuşması.
Zaten iyi ve kötü mücadelesi aynı zamanda bir varlık mücadelesi idi! Goethe Faust adlı eserinde onu buluyordu. Mefisto dize geliyordu satırlarda. Filibeli Ahmet Hilmi Amak-ı Hayalle bir başka oluyordu. İyiler onunla huzura kavuşuyordu. İyiler ve kötüler saf saf ayrılıyorlardı. Oluklar çiftti birinden nur akıyordu diğerinden ise kir. Kalpler iyi ve kötü arasında. Tercihler erdemli olma adına. Hep iyilik soluklanmalıydı. Etik yolunda küheylan gibi koşulmalıydı. Etik et ve kemik değildi sadece. O kafa ve ruhun aşkıydı. Madde ve mananın izdivacıydı. Etik yaşanmalı idi ve asıl olanı yani iyi olan değerleri hayata hayat kılmaktı. İyiyi yaşayanlardan olunmalıydı. Davranışlara bu iyilik elbisesi giydirilmeliydi. Ve bu elbisenin kirlenmemesi için yaşama özenle ve etikçe anlam verilmeliydi.
Peki ya kötülük; Kötülük özden uzaklaşmaktı. Çünkü o, gazap, gayz, haset solukluyordu. Onun bulunduğu topraklar çoraktı, kuraktı. Kara bulutlar vardı. Ancak bu bulutlar merhamet yağmurlarına değil ebabil kuşlarına gebe idi. Havada birliktelik soluklanmıyordu. Bu toprakların sakinleri için temel anahtar kelimeler ego, ene ve hep bendi. Her şey ben içindi. Ve her şey saman alevi gibi kaybolup gidiyordu. Topraklar bereketten nasibini alamıyordu. Onlar etikçe yaşayanlar gibi akıllarda belleklerde ve daha da önemlisi gönüllerde yaşamıyordu. Onların kaderi yok olmaktı, unutulmaktı.
İyi değerlerin kötü ile mücadelesinde iyi kazanacaktı. İyi değerlerin temsilcileri bir ressam gibi gönül tuvaline en güzel biçimleri ve şekilleri resmediyorlardı. Bu resim için en güzel renkleri kullanıyorlardı. Ve tuval o kadar güzelleşmişti ki görenler ona hayranla bakıyordu. Bu resim neden bu kadar güzeldi. Çünkü fırçalar iyilik darbelerini vurarak hatları belirliyordu. Bu darbelerle fedakârlık dağ oluyordu. Dağlarda şecaat vardı. Onlar vakur idi. İşi doğru yapmanın huzuru ile başları hep dikti. Çünkü onlar bu yüce dağ makamına şeref veriyorlardı. Bu makamdan şeref almıyorlardı. Merhamet toprakta kendini buluyordu. Ağaçlar birliktelik solukluyordu. “Ağaç gibi tek ve hür orman gibi kardeşçesine” şiirini terennüm ediyorlardı. Ağaçların dalları eğikti. Çünkü meyveler hem mütevazı hem de olgun idi. Kuşlar en güzel nağmeleri söylüyordu, çünkü diyalog ve tolerans yansımıştı bu nağmelere. Gökyüzü engin maviliği ile kapsayıcı idi. Bu gökkubenin altında herkes kendini huzurlu hissediyordu ve adalet içinde yaşıyorlardı. Lonca sisteminin kurucuları gibi ahice yaşıyorlardı. Irmaklar ahenk içinde ağlarcasına akıyorlardı. Fakat bu ağlama sevgi içindi, çorak gönülleri yeşertmek içindi. Tuvalin her objesi o kadar uyumlu idi ki kimse ben demiyordu yalnızca biz diyordu. Bu tuvale yansıyan memleket bizim olmalıydı. Aşk ile iştiyakla bu memleketi korumak gerekirdi. Memleket içinde yaşayan insanlar da elinden belinden dilinden emin olunan insanlar idi ancak yine de dış müdahalelere karşı güvenlik tedbirleri iyice alınmalı idi. Bu memlekete kötü değerler girmemesi için sınır taşları koyulmalı idi. Ve tuvalin şekli böylece verilecek ve şahane bir resim ortaya çıkacaktı.
Şimdi sıra onu tüm resimlerin sergilendiği gönüller sergisinde göstermekti. Sergiye katılanlar bu resmi görmekten kendilerini alamadılar. Herkes bu resmin güzelliğinden bahsediyordu. Sergiye katılanların arasında kötü değerlerin temsilcileri de var idi. Onlar da lal kesilmişti bu resim karşısında. “Acaba bu tuvalin yansıdığı tablonun etiket fiyatı ne olmalı diye” sürekli olarak ressamı soru yağmuruna tuttular. Gönül ressamı ise bu sorulardan hiç bıkmadan sadece şunu söylüyordu;
“Etiket değil etik.”
 
NELER YAPMALIYIZ?

Birey olarak hiç birimiz yalnız yaşamıyoruz. İnsan var oluşundan beri yapısı icabı varlığını devam ettirebilmek için diğer insanlarla ilişki kurmaya mecburdur. İnsanoğlu tarihin her aşamasında diğer bireyler, toplum, kurumlar ve çevre ile ilişki içerisinde oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu ilişkilerin sağlıklı bir biçimde devam edebilmesi için ihtiyaç duyulan düzenlemelerin çok az bir kısmı “yazılı hukuk” tarafından sağlanabilmektedir. Ancak yazılı hukuk sistemleri tarafından düzenlenemeyen ilişkilerin bireye, topluma ve çevreye zarar vermemek sadece bireylerin taşıdığı etik veya ahlaki değerlerden doğan ilkelerle ve erdemlerle mümkün olabilmektedir.
Bununla birlikte bugün hepimizin şahit olduğu şudur ki, bireyin bilgisiz, bilinçsiz veya sorumsuz olarak hareket etmesinden ötürü bireyler topluma ve çevreye ciddi zararlar verebilmekte, ciddi bir yozlaşma ve beraberinde haksızlıklar meydana gelmektedir.
Bunu en geniş ölçekten, mesela günümüzün acımasız kanlı savaşlarından, işgallerinden ve katliamlarından; en küçük ölçeğe, örneğin yerlere çöp atıp çevreye ve topluma karşı saygısız davranmaya kadar gözlemleyebilmekteyiz. Hepsinin de ortak özelliği erdemsizce hareket etmekten meydanca gelmesidir.
 
TEMEL DEĞERLERİMİZ
Dürüstlük
Her zaman ve her şartta doğru olanı yapmaya çalışıyoruz.
Birbirimize ve diğer bireylere karşı açık ve dürüst davranıyoruz.
Dayanışma
Dayanışma ve yardımlaşmanın toplumun tüm bireylerine yarar getireceği düşüncesindeyiz.
Güven
Tüm bireylere güven ve saygı duyarız.
İlişkilerin temelinde güven olduğu zaman insanların en doğru şekilde hareket ettiklerine inanırız.
Geniş Katılım
Her düşünceye saygı duyuyoruz.
Paylaşılan her düşüncenin bizi doğruya yaklaştırdığına inanırız.
Sorumluluk
Kendimize ve topluma karşı sorumluluğumuz olduğuna inanırız.
Saydamlık
Aldığımız kararlar ve yaptığımız hareketler hakkında her bireyin bilgi alma hakkı olduğunu biliriz.
Hesap verebilirliğimizin bize güven duyulmasını sağlayacağına inanıyoruz.

ETİK

 

Bir ülkede etik değerlerin oluşup kök salmasında birinci derecede etkili etmen bireyleri kültürlü uygar insanlar yapmayı amaçlayan eğitim düzeyleri. Ülkemiz açısından içine düştüğümüz olumsuz çarpıcı bir örnek her düzeyde eğitimi bir yabancı dilde yapma çabaları. Kendi anadilinde yapılan eğitimin önemine dikkat çekenlerin yadırgandığı bir düzeye kadar bu olumsuzluğu getirmiş bulunuyoruz. Etik değerlere özen gösterilen ülkelerde hiç kimse kendi ana dilinden bu derece vazgeçmiş gözükmüyor. Üstelik hem kendi diline hem de başkalarının anadiline saygıyı önemli bir etik değer sayıyor.
Maxicep.com - Etik Günü (25 Mayıs) Bizim toplumsal olarak bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorun, toplumsal yaşantımızdaki gelişmelerin toplumun geneli için geçerli olacak değer yargılarını oluşturamamış olması. Biz cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan Atatürk devrimlerinin yaşamımıza soktuğu değer yargılarına güveniyoruz ve geçerliliğini koruduğuna inanıyoruz. Evrensel düzeyde geçerli olan değer yargılarına dayanan Atatürk ilke ve devrimlerini, teknolojik gelişmelerin günümüzde yaşattığı toplumsal dönüşümler bile eskitememekte.
İnsanoğlu, varoluşuyla birlikte, "ahlâkilik kaygısını" içinde taşımıştır. Kendisini "iyi" ve "kötü" olana dair sorgulamalara tabi tutarak, bunların "ne" olduğu sorusunun cevabını aramıştır. İşte bu aşamada ahlâkilik problemi ile karşılaşmıştır. Çevresinde gördüğü insanlar ve etrafındaki fizik nesnelerle ilişki kurarken karşılaştıklarının, bir takım değerlerle anlam taşıdığını görmüştür. Bu değerler de o insanın ahlâkî kodlarını belirlemiştir. Değerlerin dikkate alınmadığı anlarda, farklı eylem imkânlarıyla karşılaşıldığı zaman, neyi yapmanın doğru olacağına dair çeşitli ikilemler içerisine girilmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu ikilemlerin tabiî bir sonucu olarak da doğru ve iyi olana dair çeşitli tasavvurlar ileri sürülmüştür.
"Doğru" ve "iyi"nin "ne" olması gerektiğine dair bilgiler insanlığın ilk kültürel bulgularına kadar götürülebilir. Çeşitli kabartma resimler, destanlar, yazılı taşlar ve yazılı eserlerde buna dair motifler vardır. "İyi"nin "ne" olduğu üzerinde durarak diğer insanlara öncülük eden en önemli kişiler hiç kuşkusuz filozoflar ve peygamberlerdir.
Filozoflar, felsefenin tabiatı gereği "iyi"nin "ne" olduğunu tartışmakla beraber somut davranış biçimleri vermekten kaçınmışlardır; peygamberler ise, iyinin ne olduğu üzerinde durarak, insanlara "model davranış biçimleri" sunmuşlardır. Peygamberler bu misyonlarını vahiy ve vahyi açıklayıcı sözler yoluyla yerine getirmişlerdir. Son peygamber Hz. Muhammed (asm) "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." diyerek hayatın bütün alanlarını kuşatan bir değerler sistemi sunmuştur.
Aynı problem bugün de insanlığı meşgul etmektedir. Teknolojinin gelişmesi ve sosyo-ekonomik hareketliliğe bağlı olarak daha karmaşık hale gelen gündelik hayatlar, "iyi"nin "ne" olduğu sorusunu cevaplamayı daha da zorlaştırmıştır. İnsanlık, hayatın değişik alanlarında, bu soruya doğru cevaplar bulabilmek için "etik kodlar"a ihtiyaç duymuştur. Bilim adamları, mühendisler, siyasetçiler, hukukçular, tüccarlar, doktorlar, iş adamları ve meslek odaları yaşadıkları problemleri çözebilmek için bir değer yargıları sistemine dayalı teamüller oluşturmuşlardır. Bilgisayar alanında, internet kullanımında, enformasyon teknolojisinde, şirketlerin rekabet alanında ahlâka uygun olanla olmayan bilinmek istenmiştir.

May

MÜZELER HAFTASI

(18 – 24 Mayıs)

 

                Sevgili öğrenciler!

                Eskiden kalma değerli eşyaların, sanat veya bilimle ilgili eserlerin korunup saklandığı, sergilendiği yerlere müze denir.

                Yurdumuzda bizden önce yaşamış insanlardan kalma ve günümüze müzeler sayesinde korunup gelmiş birçok antika eşyalar vardır. Müzelerde heykeller, resimler, eski eşyaların yanında çeşitli belgeler, kitaplar, notlar da yer alır.

                Sevgili öğrenciler!

                Yurdumuzda müzeciliğin gerçek kurucusu 1850’li yıllarda Osman Hamdi Bey olmuştur. Osman Hamdi Bey, o yıllarda tarihi eserlerin yurt dışına kaçırılmaması için büyük gayretler gösterdi. Müzelerimiz onun attığı temeller üzerinde gelişip zenginleşti. Bugün birçok şehrimizde müzeler bulunmaktadır. Müzeler, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlıdır. Okullarımızın bazıları okul müzeleri kurmaktadırlar. Okulların aldıkları başarı ödülleri, kupalar bu müzelerde sergilenmektedir.

                Sevgili öğrenciler!

                Sizlerden Türk çocukları olarak, gittiğiniz her şehirde müzeleri gezmenizi, tarihimize sahip çıkmanızı, geçmişten ders alarak daha güçlü bir Türkiye ülküsüyle çalışmanızı istiyorum.

 

 ÖZLÜ SÖZLER

 

·        Tarihini merak ediyorsan müzeleri dolaşmalısın.

·        Kültür varlıklarına sahip çıkmayan bir millet daha olgunlaşmamış demektir.

·        Müzler geçmişin korunduğu yerlerdir.

·        Müzeler çağlara açılan kültür penceresidir.(İ.Sağır)

 

 

FIKRA

 

Oğlunu müzeye gezdirmeye götüren baba, aslan heykelinin önünde durur ve oğluna:

            - Oğlum bak, bu aslan heykeli, der. Çocuk heykeli iyice inceledikten sonra:

            - Baba, bu aslan ölmüş mü, niçin bize saldırmıyor? Diye sorar. Baba:

            - Oğlum, bu canlı değil, heykel heykel!

            - Ölmüş mü?

            - Hayır oğlum, bu heykel, taş bu taş!

            - Baba, aslanlar ölünce taş mı oluyor? Baba sinirlenir. Başını sağa sola çevirerek der ki:

 

            - Allah öğretmenlere sabır versin! Ben, bir heykeli çocuğa anlatamadım.

May

Engellilik doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yetilerini çeşitli derecelerde kaybetmiş, normal yaşamın gereklerine uyamama olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletler 1992 yılında aldığı bir kararla 3 Aralık tarihini Uluslararası Engelliler Günü olarak kutlanmasına karar vermiş ve her yıl çeşitli etkinlikler ile üye ülkeler tarafından kutlanmaktadır. Buna ek olarak Birleşmiş Milletlere üye 156 devletin aynı tarihte yani 10-16 Mayısta kutladığı Engelliler Haftası vardır. Engellileri Koruma Milli Koordinasyonu Kurulu haftanın değerlendirilmesi için aşağıdaki programın uygulanmasını kararlaştırmıştır.

  • 10 Mayıs Engelliler Haftasının açılışı
  • 11 Mayıs Görmeyenler günü
  • 12 Mayıs İşitme ve Konuşma Kusurluları günü
  • 13 Mayıs Ortopedik Engelliler günü
  • 14 Mayıs Zekâ ve Ruhsal Engelliler günü
  • 15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar günü
  • 16 Mayıs Engelliler Haftasına genel bakış.

May

Tarihe baktığımız zaman atalarımızın sayısız hayır müesseseleri kurmuş olduklarını görürüz. Camiler, medreseler, darüşşafakalar, yetimhaneler, güçsüzleri koruma yurtları, kervansaraylar, tersaneler, yollar, köprüler, hanlar, hamamlar, aş evleri gibi vakıf ve hayır kurumları hep Allah inancı ve ibadet amacıyla yapmışlardır. Atalarımız bu hayırlı işleri yapmakla kalmamış, onları ayakta tutacak, devamlarını sağlayacak, harap olup yıkılmalarını önleyecek tedbirleri de almışlardır. Bu suretle muazzam bir evkaf müessesesi doğmuştur. Vakıflar, Hz. Muhammet (SAV) ve ashabı kiram´ın fiilleriyle vücut bulmuş, hayır kurumları olarak başlamış atalarımızın bu manevi mirasa sahip çıkmalarıyla da günümüze kadar uzanmış gelmiştir.

Yukarda saydığımız hayır kurumları oldukça yaygın olup, insanlar bu hayır kurumlarından bedava yararlanırlardı. Köylerde köy odaları, evlerde hariciye adı verilen misafir odaları bulunurdu. Atalarımız, dedelerimiz bir yolcu, bir fakir veya bir yabancı bulup sofrasına oturtmak için can atardı. Ne yazık ki bu gün üst katta oturan alt kattakini tanımayacak şekilde kalabalıklar içinde yalnız yaşamaktayız.

May

Kurumumuz DYS(Doküman Yönetim Sistemi)´ye geçiş yapmıştır. DYS ile giden ve gelen yazıları sayısal ortamda daha hızlı bir şekilde organize edebiliyoruz. Bu şekilde işlemlerimizde zamandan tasarruf edebiliyoruz.

May

Sigaranın Neden Olduğu Hastalıklar

 

Aktif içicilik

Riskini yükselttiği hastalıklar: Kalp hastalıkları

Hipertansiyon

Kalp krizi

Inme

Gangren

Arterioskleroz

Anevrizma

Kalp ritim bozukluğu

Ani ölüm

 

Neden olduğu kanser hastalıkları:

 

Akciğer kanseri

 

Prostat Kanseri

Göğüs Kanseri

 

Rahim Kanseri

Boğaz Kanseri

Karaciğer Kanseri

Gırtlak Kanseri

Ağız Kanseri

Yemek Borusu Kanseri

Mesane kanseri

Böbrek ve idrar yolu kanseri

 

Neden olduğu solunum yolu hastalıkları

Amfizem

Kronik bronşit

Akçiğer yetmezliği

Üst solunum yolu akut enfeksiyonlar

 

 

Diğer:

 

Bağımlılık

Ülser

Reflü

Basedow hastalığı (tiroid)

Katarakt

Kısırlık

Menopoz

Gebede düşük yapma riskinin yükselmesi

Erken doğum ya da bebeğin hafif doğması

Zatüre

Erken yaşlanma

Iyileşme zoruluğu

 

 

Pasif içiciliğin neden olduğu hastalıklar (Siz içmiyor ama çevrenizde içen var ise):

 

Bebekte ani ölüm sendromu

Bronşit, Zatüre

Kulak enfeksiyonları

Astım

Akciğer kanseri

Menenjit hastalığı

Kardiovasküler hastalıklar

 

 

Broşür                Tütün Bağımlılığı Sayfası

May

Okul Meclis Başkanı Seçimleri

May

Anasınıfı Öğrencilerimizin  Sandalye Kapmaca Oyunu

May

2.sınıf öğrencilerin dans gösterisi